Reklam ;)

Adamın biri ölür. Cennet ve cehennemi anlatmak içün iki görevli gelir yanına. Başlarlar cenneti anlatmaya. “Kızgın ateşler, kaynayan kazanlar, zebaniler… Sonsuz ıstırab, acı”… Adam şaşkınlıkla dinlemeye devam eder. Cehenneme gelir sıra. “Birbirinden güzel huriler, yemişler, saraylar, irem bağları… Yediğin önünde yemediğin ardında…”

Ve Sözün sonu gelir. Adam dayanamaz; “ee hiç dünyada böyle anlatılmıyor? Biz tam tersini biliyorduk?”… Görevliler der ki; “gerçek olan burada söylenendir. Şimdi seç bakalım, hangisine gitmek istersin?”. Adam gülerek; “tabii ki cehenneme” diye cevap verir.

Ve adam cehenneme gönderilir. Bir bakar başında bir zebani, etrafında ateş dolu kazanlar… Feryat figan acıdan bağıran insanlar… Adam, korkudan deliye döner. Zebaniye dönüp hesap sorar; “Bi yanlışlık olmalı! Bana böyle tarif etmediler cehennemi!”…

Zebaninin cevabı durumu özetler; “O reklamdı”… :)

Yıllar önce Edebiyat Dergisinde çalışırken dinlediğim bir hikayedir bu. Umarım eksiksiz nakledebilmişimdir.

Elma için söylenebilecekler malum. Sert, sulu, kırmızı, eziksiz, tatlı, amasya? vs… Fakat bi elmanın her zaman kurtlu olma riski vardır. Şüphe etme, sorgulama yetilerinizi kaybetmemeniz ve hiçbir zaman kurt ayıklamak zorunda kalmamanız dileğiyle… ;)

Tags: , , , , , , ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Ben diyorum ki;

You must be Logged in to post a comment.