O Cici Ev Bizim…

Aylardır ihmal ettiğim bloguma ve bittabi “nasıl günlük taze, pastörize çizim yahu bunların hepsi bayat” diyen sevgili ziyaretçilerime hesabı borç bildim. Yemedim içmedim aylardır ne hallerde, nerelerdeyim yazdım çizdim.

Daha evvel de yazdığım gibi (Şekil 2A) o emlakçı sizin, bu emlakçı bizim ev arıyorduk. Ve fakat ne mümkün. Armudun sapı ile üzümün çöpü derken umudu kesmek üzereydik. Tam o sıralarda o ev bizi buldu. Sevdik, ısındık, ailemizin bilirkişilerine danıştık. Amcamız, muhitten; dayımız evden yana icazet verince; ailemizin tapucusu Afşin Bey’den ricacı olduk. Benim kardeşim bitaneciktir. 2 günlüğüne İstanbul’a gelip yanımızda oldu. İşlemleri takip etti. Ve doğum günümde o cici ev bizim oldu.”Eh biraz da kafamıza göre tadilat yapalım” dedik. Tadilatlar sırasında hayli yoğun olduğumuzdan sebep annecim ve babacım taa Samsun’lardan kalkıp görevi devraldılar. Zaten ne olsa koşar onlar… 1 ay boyunca babam ve annem duvarlar yıkılırken, tesisat döşenirken, seramik seçip, onu mu alalım bunu mu seçelim diye söylenirken her işi çekip çevirdiler. Amcam her gün boş evimizde bizi yalnız bırakmadı. Dayım, tüm ustalarını, tesisatçılarını seferber etti.

Bu arada evimizin bizim için hazırladığı sürprizler içün inşaat firmasına ve tesisatçılarına şükranlarımızı sunuyorum (!) Zira ters bağlantılar, sıcak akan sifonlar, alakasız duvarlardan geçen borular sayesinde pür neşe günleri devirdik…

Bi çerçeve asalım derken sıcak su borusunu deldik. Duvardan borunun geçme ihtimali yüzde bir, duvarda borunun yerini matkapla bulma ihtimali yüzde bir… “Tam burayı delelim” diye parmağımı bastığım yerden sıcak su fışkırırkenki yüz ifadelerimizi çizmem mümkün değil…

Dolaplar içün vitrinine aldandığım bir yer ile anlaştık. İsmini zikretsem mi acaba? 15 güne sözleştik. O ara seramiğin deseni, boyanın rengi derken geçti. 15 gün, 45 gün oldu… Her hafta matematik dersleri boş geçen montaj ekibi ile evde buluşup çay içtik. Her defasında ölçüler tutmadı. Tam akıl sağlığımız elden gidiyordu ki; dolap, kütüphane bitti. Bir daha görüşmemek dileği ile ayrıldık.

Araya Prag, Samsun, Berlin aldık. Prag, çok keyifli ve çok güzeldi. Çok sevdim. “Ben ustaların başında duracağım, işlerim de var zaten. Çizimler bekliyor! Prag’ı bırak, benim konsolosluğa gidecek vaktim yok!” dediğimde beni dinlemeyen, ikna etmek için uğraşan sevgili eşime teşekkür ediyorum tekrar. İyi ki gitmişim. Şehrin ucubelerine hayran kaldım. Ve fakat eşimin ikna kabiliyeti İzmir ve Elazığ yolculuğunda pek başarılı olamadı :) Bu sene bensiz gitti. Fotoğraflar Prag’dan…

Ailem artık İstanbul’a döneceği için bi vedalaşma gibiydi Samsun ziyareti. Berlin, ilginç anılarla dolu bi bayram şehri… O kadar çok gezdim ki; Berlin benden ek ücret reca etti… Ceza makbuzum cebimde, gördüğümde deli olduğum ve resepsiyonda unuttuğum minik şövale için gözüm arkada döndüm İstanbul’a… Berlin anıları alt katta… Ve koliler hazırlandı. Önce düzenli, sonra “neyse bu da bu koliyle gitsin canım” halet-i ruhiyesi ile taşınma faslı da bitti. Yerleştirmeye yardımcı olmak içün yine takviye kuvvet Samsun’dan yetişti. Perde, aplik, koltuk sabır testimizden de yıldızlı pekiyi!

Yerleşme de hallolduktan sonra, Samsun’a geri dönen annem, babam ve kardeşim Samsun’dan taşınıp İstanbul’a kesin dönüş yaptı. Evlerindeki tadilatlar, hazırlıklar yapıldı ve taşındılar. Samsun nüfusu eksi, İstanbul nüfusu yeniden artı 3 :) 2 yıllık ayrılık bitti…Aylardır tadilatlar, eşyalar ile uğraşırken doğru düzgün çizim yapamadım, paylaşamadım. Boru, taş, boya, tuğla, ahşap ve kumaş’tan kağıda, tablete sıra gelmedi. Bundan kelli uzun süre ayrı kalmamak dileği ile…

Evimizdeki ilk çizimim… Afiyetle tüketin efendim

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

2 Responses to “O Cici Ev Bizim…”

Ben diyorum ki;

You must be Logged in to post a comment.