Doğum Günü

Ve bir doğum günü daha çocukluğumdan beri değişmeyen tek dileğimle biter…  Aileme ve hayatımda olan sevdiğim herkese teşekkür ile…

Etiketler: ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

İradenize Sağlık!

Bu çizimi ve takibindeki bülteni paylaşırken duyduğum utancın kıvancını yaşıyorum… Bir tiryaki olarak, sigaranın üstündeki fotoğraflara, dumansız hava sahasına dair hiçbir kelama tahammül edemeyen ben, “sigarayı bırakın efendim, çok zararlı” deme lüksünü kendimde bulamıyorum tabii… Bırakabilen, hiç içmemiş olanlara gıpta ediyor, iradelerine hayranlık duyuyorum.

Ara sıra bırakmaya niyetlenip pek kolay caydığımın farkındalığı ile; bu sıralar bu meseleyi ciddiyetle ele almayı düşünüyorum. Zira ben hiç “gerçekten” bırakmayı denemedim ve hiç istemedim. Şimdiye kadar…

Bir defa biorezonans mora terapi adı altında bir denemem oldu. Heyhat, tümüyle hayal kırıklığı! Aklımda kalanlar; şakaklarımdan sarkan kablolar, ellerimde demir çubuklar… Çıplak ayakla elektrikli sandalye benzeri bir şeye oturtulduğum ve yanımdaki afilli cihazın üstüne yerleştirilmiş kapsül içindeki tükürük örneğime ve içtiğim son sigaraya bakıp iç çekişim… Ve bir de bekleme salonunda ümitle bekleyen annem. Velhasıl tuhaf duygular içinde ve uzaya fırlatılmayı bekleme halinde, dingin bir müzikle  başbaşa varlığınızın sebebini çözmekle meşgul, az biraz uykulu sürenizi dolduruyorsunuz. Tümüyle zihni sinir bir durum. Şakaklarımdaki kablolarla ve ellerimdeki demir çubuklarla bağlı olduğum, sadece tükürüğümü ve içtiğim son sigaranın yarısını ihtiva eden bu zavallı cihazdan ne bekledim, bilemiyorum. Çıktığımda annem “nasıl hissediyorsun” dediğinde sadece güldüğümü hatırlıyorum. E hala istiyor benim canım? Detaylardan biri de şu ki; kapı girişinde tepeleme bir çöp kutusu, içi tümüyle yarısı dolu paketler, zippo çakmaklar ile dolu… Mesajı konsept ile de veriyorlar efendim. “Bak da utan, herkes geldi, paketin attı gitti!” Yani? Kusur bendedir belki?.. Nitekim sadece 1 hafta içmedim. O da bu pek kıymetli buluşun esbab-ı mucibi değil idi.  “O kadar para verdim ben ya!” ruh halinden sebep…

Şimdi gerçekten istenirse, kolay bir süreç olmamakla birlikte bırakılabileceğine inanıyorum. Kolay da olması mümkün değil. Zor olacak. Senelerce aynı hareketi gün içinde defalarca yapmak bile bu zorluğun bir parçası. Babam, sigarayı bırakalı 2 yıl oldu sanırım. Ve fakat hala yemekten sonra çocukluğumdan beri hatırladığım o el alışkanlığı onu tümüyle bırakmadı. Yemek biter, babam gömlek cebini yoklar ve paketini çıkarır… Şimdi sakız paketini çıkarıyor.

Bırakmak isteyen herkese, ve kendime… Ufak bi not olsun bu yazı… Bıraktığım günki yazımın sonunda hatırlanacak bir link.

Ve konunun anlam ve ehemmiyetine haiz, bir site ile sonlandıralım bu faslı… www.sigarayibitirin.com

Muhtevası; destek programı, pek güzel e-kartlar, olmazsa olmaz hesaplama aracı, nediri, nasılı… Zararı, NRT (nikotin replasman tedavisi) malumatı… Ve dahası…

Gerçekten bitirmek isteyen herkes içün faideli olmasını dilerim. İradenize sağlık efendim ;)

Etiketler: , , , ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Bi hayal…

Bi hayal kurarsın, bozarsın, yine kurarsın, bozarsın, kurarsın, bozarsın… Ve bi hayal kurarsın, gerçek olur.
Yahya Kemal’in dediği gibi; “insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar”… Ve umut hep var. Olduğu kadar…
Kurduğunuz hayaller de, yaşanmış anılar kadar değerli. Gerçek olanın lezzeti, gerçek olması düşlenenin cazibesi… Ve fakat fotoğraf albümünde bâki kalan, ete kemiğe bürünmüş hali en güzeli… Klişeden hallice grizgâhımızı kısa tutup daha da uzun ve fakat ölçüyü tutturmaya çalıştığımız sadede gelelim…

Hatırladığım en güzel kardanadam, annemle Pendik’teki evimizin balkonunda birlikte yaptığımız minik adamdı. Annemin elleri kardan bile beyazdı. Sarı kırmızı bi atkım vardı benim. Lacivert, kırmızı düğmeli bi yağmurluğum…
İnsanın bütün varlığı anıları belki. Beynin kıvrımları minik fotoğraf kareleriyle dolu. Minik notlarla… İlk okulda törende okuduğum “Hukukta inkılap” yazısı gibi… Hala ezberimde ilk paragrafı. Karlı bi sokakta sadece ayak izlerine basarak yürüdüğümüz akşamüstü gibi… Çiçekçinin ağzından düşmeyen piposu, mavi Chevrolet arabasının eski küvet dokusu gibi… Ya da her gün ekmek almaya giderken uğradığım ve tüp çokokrem aldığım kuruyemişçi. Vergi iade zarflarına fişleri yazdığımda babamın verdiği para gibi… Anneannemin her okul dönüşü ellerimi hacı şakirle yıkarken, her gün aynı şeyi söylemesi gibi… “hııh tertemiz oldu şimdi” :) Dedemin müfettişlik zamanlarında, teftişe çıkmadan sarı yaldız çerçeveli aynanın önünde saçlarını ince tarağıyla tararkenki hali… Anneanneme zaat-ı şahane deyişi… Sonra bazen utanarak hatırlarım kimisini. Söz verdiğim halde, yeni açılan oyuncakçıda ağlaya ağlaya anneme aldırdığım barbie… Siyah kadife büstiyerli, eteği gece mavisi… Babamın kahvaltılarda ekmeğin yumuşak içine peyniri sıkıştırıp bize verişi. Annem, pilav pişirmeyi hiç beceremezdi. Hep lapa ve çoğu zaman domatesli, şehriyeli… Kardeşim doğduğunda “ay ne güzel gamzesi var” dedikleri için ayna karşısında yanağıma gamze yapmaya çalıştığım an, dün gibi… İlk kucağıma verdiklerinde kıpkırmızı bi suratı ve kafası kadar bi ağzı vardı. Bebekten çok; looney tunes karakteri gibiydi… Ve babamın her yemek sonrası gömleğinin cebinde sigarasını yoklaması… Biraz daha sevsin diye kucağında uyuyormuş gibi yaptığım zamanları hatırlıyorum… O da bilirdi çoğu zaman numara yaptığımı. Armut, bisküvi, ezilmiş üzüm suyu ile yaptığım ilk tatlıyı, balkonda annemle birlikte kurduğumuz çadırda yediğimiz anı hatırlıyorum. O an annemin giydiği eteğin çiçeklerini, çadırın deliklerinden giren güneşi…

Annemle babamın evlilik yıl dönümlerinde kardeşimle hazırladığımız parodi şovları ve utanıp Safiye Ayla misali buzlu cam ardından şarkı söylediğimi… Cam önünde öpüşen iki güvercini… Babannemlerin her daim hazırda peksimet olan evlerini… Dedemin dükkanın camına astığı “Camiye gittim, gelicem” yazdığı kağıdı… Dayımın aldığı uçamayan boeing uçakla balkonda oynarken, mandallardan pilot ve hostes mürettebat hazırladığımı hatırlıyorum. Ve parlak, sarı yer seramiklerini… Beynim fotağraf kareleri ile dolu… Minik notlar… Şarkılar, marşlar… Buharlı pazar banyosu gibi sıcak hatıralar, soğuk bi kış gününden kalma kırmızı burunlu önlüklü çocuklar… Monami pastel boya kokusu gibi, diviti batırdığım hokka içindeki mavi mürekkep gibi bulanık… Bi sürü fotoğraf birikir… Güzledir, çirkindir, komiktir… Hala heyecanlanırım bazısını hatırladığımda ilk kez parmak kaldıran çocuk gibi… Demirden apartman kapısına sıkışan yüzük parmağımın acısı gibi, sızlatır bazısı da içimi… Ve gülümsetir… Sıcak olsun diye resmine üç tane güneş çizen çocuk gibi…
Girişe, gelişmeye bakmayın efendim. Herkesin hatırası kendine güzel. Bi kardanadamlı çizim yapamadık bu sene. Kar da göremedik. Yenı yılı da es geçtik. Bu vesile ile eksiği kapatalım. İyi dilekler ile noktayı koyalım…
Bu sene güzel anılarınız, hoş anlarınız olsun. Beyin kıvrımlarınız lezzetli hatıralarla dolsun. Afiyetle tüketin ;)

Etiketler: , , , ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS
 Page 1 of 85  1  2  3  4  5 » ...  Last »